Matematik adına bir savunma yapmak
istiyorum
Matematik
adına bir savunma yapmak istiyorum.Matematiğin buna gereksinim duymadığı, zira,
nedenleri ne olursa olsun, yararlılığı ve övgüye değerliği daha yaygın şekilde
kabul edilen çalışma alanı pek fazla olmadığı söylenebilir. Bu görüş doğru
olabilir ; ayrıca , Einstein’ın parlak başarılarından bu yana, çoğunluğun
gözünde matematikten daha üst sıralara yerleşen bilim dalları muhtemelen
yalnızca yıldızlar astronomisi ve atom fiziği olmuştur.
Bir
matematikçinin kendini savunma durumuna girmesine gerek yoktur. Matematiğin
değeri konusunda toplumun ayrıca ikna edilmesi gerekmemektedir.
“Bir matematikçinin , matematik hakkında yazı yazmakta olduğunu algılaması hüzün verici bir olgudur. Matematikçinin işlevi birşeyler ortaya koymak ,yeni teoremler ispatlamak , matematik bilimine katkıda bulunmaktır ; kendisinin yada diğer matematikçilerin neler yapmış olduğunu anlatmak değil. Devlet adamları politika yazarlarını, ressamlar sanat eleştirmenlerini küçümserler; fizoloflar, fizikçiler ve matematikçiler de genellikle benzer duyguları taşırlar. İnsanların yararına çalışan kişilerin , bu çalışmaları açıklayan kişilere karşı duyduğundan daha derin , genelliklede daha haklı, başka bir küçümseme duygusu yoktur.
Açıklama , eleştirme , övgü ikinci sınıf beyinlerin
işidir.”
g.h.hardy
İ.Ö
540 yılında Pisagorcular olarak bilinen bir topluluk doğal sayılara ve onun
birbirleri ile olan oranlarına (tamsayılar) tapmışlardır.(Doğal sayılar 0 1 2 3
4 5 6 7 8 ... şeklinde sonsuza kadar giden sayılardır) Onlara göre tanrı
dünyayı yaratırken bu sayıları kullanmıştı. Ünlü Pisagor teoremini bulan da bu
topluluktur. (Pisagor teoremi : Bir dik üçgende dik kenarlarının karelerinin
toplamı hipotenüsün karesine eşittir) Fakat daha sonraları ortaya attıkları bu
teoremi ellerindeki mevcut sayılarla ispat edememişlerdir.Yani işi basitleştirmek için dik kenarların
uzunluğunu bir birim alırsak hipetonüsün karesinin 2 ye eşit olduğu gibi bir
sonuca ulaşırız. Bu durum pisagorcuları çok büyük bir şaşkınlığa itmiştir çünki
ellerindeki sayıların hiçbirinin karesi iki olmuyordu. Bu Pisagorcular için çok
büyük bir sorundu ve aslında bir şekilde kendileride tamsayılardan başka sayılarda olduğunu ispatlamışlardır. Ama bunu
hiçbir zaman kabul etmemişlerdir. Pisagorcularla bir gemi yolculuğuna çıkan
Didetro Pisagorculara tamsayılardan
başka sayılarında olduğunu söyleyince Didetroyu denize atarlar. Didetro boğulur
ve ölür. Gerçek 1800 lü yıllarda ortaya çıkar ve tamsayılardan da başka
sayıların olduğu bulunmuş ve bu sayılara irasyonel sayılar denmiştir.(İrasyonel
sayılar a/b şeklinde yazılamayan sayılardır
KÖK 2 NEDEN RASYONEL SAYI DEĞİLDİR
Şimdi
kök2 nin neden bir Rasyonel sayı
olmadığını ispatlayalım. Belirtmeliyim ki bu ispat matematiğin birinci sınıf
ispatlarındandır. Bu ispatı herkesin anlaması için size rasyonel sayının ne
olduğunu söylemem gerekiyor. Rasyonel sayılar a ve b bir tamsayı olmak üzere (b
sıfırdan farklı olmak şartı ile) a/b
şeklinde yazılabilen sayılardır. Bu ispatı matematikçilerin en büyük
silahlarından olan olmayana ergi metodu ile ispatlayacağız. Yani kök2nin bir rasyonel sayı
olduğunu kabul edip daha sonrada çelişki buılmaya çalışacağız. Eğer bunu
başaranilirsek kök2nin rasyonel olmadığını
ispatlamış oluruz. Kabul edelimki kök2 bir rasyonel sayıdır yani
a/b şeklinde yazılabilir olsun. Ve a ile b nin hiçbir ortak çarpanı olmasın
varsa bile sadeleşmiş olsun (Aralarında asal sayılar olsun).Buradan :
Kök2=a/b
2=akare/bkare (iki tarafında karesini alalım)
2.bkare=akare
ifadesi
bize akare nin bir çift sayı olduğunu
(2 ye bölünebildiği için) ve dolayısıyla a’ nın da çift sayı olduğu
sonucunu çıkarır. Buradan a çift sayı
olduğu için a yerine 2n yazılabilir.
2.bkare=(2.n)kare
2.bkare=4.nkare
bkare=2.nkare
olur. Buradan bkare ninde bir çift sayı olduğunu
görürüz (ikiye bölünebildiği için) ve dolayısıyla b ninde çift olduğu sonucuna
varırız. Elimizdekilere bakarsak a ve b sayıları çift sayı oldu. Yani
ikisininde 2 ye bölünebildiğini gördük. İspatımızın başında ikisin de ortak
çarpanı olmadığını kabul etmiştik. Ama 2 hem a’yı hemde b’yi böldüğü için ortak
çarpan olur. Bu bir çelişkidir. Yani kök2sayısı a/b şeklinde yazılamaz.Dolayısıyla kök2rasyonel sayı değildir.
Not: bu
yaptığımız ispattaki estetiğe dikkatinizi çekmek istiyorum
İki negatif sayının çarpımı neden pozitif olur hiç merak ettiniz mi? Acaba bu soruyu lise öğretmenimize sorsak bize ne yanıt verirdi. Muhtemelen cevabı bilmediği için soruyu geçiştirmek için elinden geleni yapacak ve hatta sizi ukalalıkla suçlayacaktır. İki pozitif sayının çarpımının pozitif olduğunu anlayabiliyoruz ama neden iki negatif sayıyı çarpınca pozitif bir sonuç bulalım ki? Matematikte her söylenin bir ispatı vardır ve tabi ki bunun da bir ispatı var. Şimdi size bunun ispatını vereceğim.Bunun için ilk önce bir X sayısı tanımlamamız gerekiyor. a ve b iki rakam olmak üzere
X=a.b+(-a).b+(-a).(-b)
olsun.Bu eşitliğin sağtarafını (-a) parentezine alıyorum.
X=a.b+(-a)[b+(-b)]
X=a.b+(-a).0
X=a.b sonucunu elde ederiz. Şimdi X sayısını bir daha çözelim
X=a.b+(-a).b+(-a).(-b)
bu seferde sol tarafı b parentezine alalım
X=b[a+(-a)]+(-a).(-b)
X=b.0+(-a).(-b)
X=(-a).(-b) olur. Görüldüğü gibi X sayısı hem a.b hemde (-a).(-b) ye eşit oldu. Buradan diyebiliriz ki iki negatif sayının çarpımı pozitiftir
Fibonacci sayıları ve altın oran matematiğin en ilgi çekici konuları arasındadır.Leonardo Fibonacci 13. yüzyılda yaşamış bir İtalyan matematikçisiydi.Fibonacci (bu soyadının anlamı "Bonacci'nin oğlu"dur) 1202' de, 1228
yılındaki ikinci baskısı sayesinde günümüze kadar varolmayı sürdürmüş kitabı Liber Abaci'yi ("Abaküs konusunda bir kitap" olarak Türkçeye çevirilebilir) yazmıştır. Liber Abaci, Hint-Arap sayılar sistemindeki
sayısal simgelerin (1,2,3,... sayıları) Avrupa'ya girmesinde oldukça önemli bir yer sahibidir. Oldukça büyük boyutlu bir kitaptır ve o dönemde bilinen matematiğin büyük bir bölümünün kayıtlarını içerir. Cebirin kullanımı , farklı önem ve zorluk derecesinde bir çok örnek de verilerek, çok özel bir yer tutmaktadır. Ancak bunların arasından bir tanesi ve yalnız bir tanesi diğerlerinin çok ötesinde ünlü olmuştur: Günümüze erişen 1228 yılındaki ikinci baskının 123-124. sayfalarında yer almaktadır ve tavşan üretmek gibi matematikle pek ilgisi olmadığının düşünüldüğü bir konuyla ilgilidir. Temelde sorulan soru şudur; eğer bir çift tavşan her ay yeni bir çift tavşan doğurursa ve her yeni tavşan çifti kendi doğumlarından iki ay sonra yavrulamaya başlarsa, bir çift tavşandan bir
yılda kaç çift tavşan üretilebilir? İlk ay yeni doğmuş bir çift tavşanımız olsun, tabi matematik bu yavruların anasız, babasız nasıl büyütülecekleri veya bu iki tavşanın da aynı cinsten olup olmaması konusuna pek girmez. İkinci ayda, bu tavşanlar daha yavrulamadıklarından, hala bir çift tavşanımız olacak. Üçüncü ayda bu tavşanlarımız yavrulayacağından iki çift tavşanımız olacak. Bu yeni doğmuş olan çift dördüncü ay doğurmayacak , oysa ana babaları yeniden bir çift yavru yapacak ve toplam üç çift tavşanımız olacak. Bu mantıkla düşünmeye devam edersek aşağıdaki sayı dizisini elde ederiz. Dizideki sayılar Ocak (ilk yavru çiftinin ortaya çıktığı ay) ile Aralık arasındaki takvim aylarının her birinde bizimkahraman tavşan çiftlerimizin sayısını vermektedir. 1,1,2,3,5,8,13,21,34,55,89,144
Bu diziye baktığımız zaman onun basit bir kurala dayanarak oluşturulduğunu görebiliriz. Bu kuralı sözcüklerle ifade edersek; her sayı (ilk ikisi dışında) kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmuştur. Böylece, örneğin, dizinin sonundaki Aralık ayı sayısı , Ekim ve Kasım sayıları olan 55 ve 89 sayılarını toplayarak kolayca bulunabilir.
Zannedersem
buraya kadar bir sorun yoktur, çünkü ilk bakışta gayet sıradan bir dizi gibi
durmaktadır, bizim dizimiz. Ancak matematikçileri bu kadar heyecanlandıran ve
peşinden sürükleyen olay nedir? Eğer siz matematiksever dostlarım için yazdığım
bu yazı amacını yerine getirebilirse, "Fibonacci Sayıları" nın
esrarengiz özelliklerinden hiç olmazsa bir kaçı onların neden bu kadar ilginç
olduğunu anlaşılır kılacaktır. Şimdi bu diziyi genelleyelim. Tavşanların bu
şekilde devamlı yeni bebek sahibi olduklarını düşünürsek dizimizi sonsuza kadar
uzatabiliriz. Hatta tavşanların hepsini bir yana bırakarak , n'inci
sayıyı Fn
olarak yazarak (Fibonacci adının baş harfi olduğundan F harfini kullanıyoruz)
ve Fn 'in kendinden
önce gelen Fn-2
ve Fn-1 sayılarının
toplamı olduğunu hatırlayarak sonsuz bir sayı dizisi tanımlayabiliriz. Öyleyse
Fibonacci sayılarının dizisi şu şekilde yazılabilir;
F1
, F2 , F3
, F4 , F5
, F6 , ....., Fn
, .....
Öyleyse
bize, F1
=1 ve F2
=1 verildiğinde daha sonra gelen bütün sayıları bulabilmemizi sağlayan basit
denklem şöyle olacaktır;
Fn
= Fn-1 + Fn-2
1.000000
0.500000
0.666666
0.600000
0.625000
0.615385
0.619048
0.617647
0.618182
0.617978
0.618056
0.618026
0.618037
0.618033
0.618034
0.618034
Bu sayılar
gayet sıradan bir sayı gibi görünen 0.618034... sayısına doğru gidiyorlar.
Gerçekte, bu "Fibonacci Sayıları" nı almayı sonsuza kadar sürdürme sonucunda
bulunan sayılar (
-1)/2
sayısına giderek daha da yaklaşırlar, bu sayının ondalık ifadesi de
bilgisayarlarımızın verdiği tam hassasiyetle 0.618033989 olarak bulunmuştur.
Fibonacci sayıları ailesi üç ayrı nedenle, yüzyıllardan bu yana yoğun bir ilgi
odağı olmuştur. Birincisi;dizinin daha küçük üyelerinin doğada, beklenmedik
yerlerde tekrar tekrar karşımıza çıkmasıdır; bitkilerde, böceklerde, çiçeklerde
vb. İkinci neden oranların limit değeri olan 0.618033989 sayısının çok önemli
bir sayı olmasıdır; genellikle "altın oran" olarak adlandırılan bu
sayı, oyun kartlarının biçiminden Mısır'daki piramitlere kadar bir çok şeyin
matematiksel temelini oluşturmaktadır. Üçüncüsü daha çok, sayıların
kendilerinin, sayılar teorisinde beklenmedik biçimde farklı birçok kullanımı
olan ilginç özellikleriyle ilgilidir. Önce doğada küçük Fibonacci sayılarıyla
ne şekilde karşılaşıldığına bir bakalım. İlk olarak bir bitkinin sapındaki
yaprakların, bir ağacın dallarının düzeninde hemen her zaman Fibonacci
sayılarını bulursunuz. Eğer yapraklardan biri başlangıç noktası olarak
alınmışsa ve bundan başlayarak, aşağıya veya yukarıya doğru, başlangıç noktasının
tam olarak altında veya üstünde olan bir yaprak bulunana kadar yapraklar
sayılırsa (sap çevresinde birden fazla dönmeye gerek olabilir) bulunan yaprak
sayısı, farklı bitkiler, fidanlar ve ağaçlar için farklıdır, ancak her zaman
bir Fibonacci sayısıdır. Dahası yaprakları sayarken süreç kendini tamamlamadan
önce yapılan devir sayısı da bir Fibonacci sayısıdır. Ayrıca papatyaların da
normal olarak bir Fibonacci sayısı kadar taç yaprağı vardır, tabi seviyor -
sevmiyor diye koparılmamış ise:). Bu sebeple siz siz olun olaya matematiksel
yaklaşarak genellikle elinize aldığınız papatyaya "seviyor"
sözcüğüyle başlayın, çünkü bir papatyanın yaprak sayısı genelde Fibonacci
sayılarından 21, 34, 55 ve 89 dur. Bunların 3/4 ü tek sayı olduğundan büyük
ihtimalle sonuç seviyor çıkar, bu da benden size bir matematikçi adayı
tavsiyesi... Doğadan Fibonacci sayılarına diğer bir örnek ise
ayçiçekleriyle ilgilidir. Ayçiçeğinin çiçek kısmında, ufak bölmelerde tohumlar
vardır. Bu bölümlerin sınırları merkezden başlayıp çiçeğin dış kenarına giden
sarmal eğriler şeklindedir. Eğer bir ayçiçeğini inceleme şansınız olursa ve hem
saat yönünde hem de saat yönünün zıddındaki sarmalları sayarsanız bir Fibonacci
sayısıyla karşılaşacağınızdan şüpheniz olmasın. Ayçiçeklerinin tohumları büyük
ve bu sebeple incelenmesi rahat olduğundan örnek olarak verdim, yoksa
ayçiçeğinin özel bir durumu yoktur. Birçok çiçeğin tohum başı, bir
kıvırcığın yaprakları, bir soğanın katmanları, ananas ve kozalakların kat kat
kabukları gibi bitkisel şekillerin birçoğu Fibonacci sarmalları içerisindedir.
"Fibonacci olmayan herhangi bir kozalak bulunmuş mudur?" diye
sorabilirsiniz. Yanıt "Evet ama çok az sayıda." şeklindedir. Yüzde
bir veya iki oranında farklı kozalakları olan (çoğu zaman bir kaç belirli çam
türünden)bazı çam ağaçları vardır. Bunlar bile sık sık Fibonacci kozalaklarıyla
, yakından ilişkilidirler, örneğin, normal olan 5 ve 3 sayıları yerine belki de
bir çifte Fibonacci sarmalının 10 ve 6 sayı çiftine sahiptirler. Eğer Fibonacci
sayılarının nasıl oluştuğunu, yani n'inci sayının , daha küçük iki
komşusundan
Fn = Fn-1
+ Fn-2 denklemlerini
kullanarak hesaplandığını hatırlarsak, ilk iki sayı seçilmeden bütün dizinin
tümüyle saptanmış olmayacağı açıkça görülür. Fibonacci dizisi, F1
= 1 ve F2
= 1 ile başlar, öbürlerini de yukarıdaki
denkleme göre daha sonra saptarız. Ancak bu iki başlangıç sayısının özel bir
yanı olmadığından, başlangıç için başka değerler de seçilebilir ve aynı
tanımlayıcı denklemi kullanarak tümüyle farklı bir sayı dizisi elde
edebilirsiniz.
Fransız matematikçisi
Edward Lucas'ın adıyla anılan Lucas sıyıları dizisi Fibonacci sayı dizileriyle
akrabadır. Başlangıç sayıları için seçilebilecek ikinci en basit sayıları
seçerek F1 = 1 ve F2
= 3 olarak almıştır. F1
= 1 ve F2 = 2 koyarsak
Fibonacci dizisini bazı ufak düzensizliklerle tekrarlayan bir dizi oluştuğuna
ve yeni hiç bir şey elde edilmediğine dikkat etmenizi istiyorum. Oysa Lucas
sayıları Fibonacci akrabalarından çok farklı bir dizi oluştururlar ve şu
şekildelerdir;
1,3,4,7,11,18,29,47,76,123,199,322,...
Genellikle
Lucas'ın baş harfi olan Ln
ile gösterilirler. Lucas dizisi Fibonacci dizisinin birçok akrabasından biridir
ancak ilginç olan bu sayıların da bazen doğada görülmesidir. Mesela Lucas
ayçiçekleri olduğu belirlenmiştir. Fibonacci arkadaşlarından daha az
rastlanıyor ancak 123 sağ sarmalı ve 76 sol sarmalı olan örnekler
görülmüştür...
Doğada Fibonacci sayılarının ve çok sık olmamakla beraber Lucas sayılarının
görülmesini açıklamaya çalışan bazı görüşler vardır. Bunlar içinde akla en
yatkın olan, bir sap çevresindeki yaprakların Fibonacci sarmallarına göre
sıralanmakla yüzeylerinin Güneş'i en verimli biçimde almalarının sağlandığı
yolundadır. Diğer bir görüş ise (daha az doğrulanabilir olmasına rağmen), polen
taşıyan böceklerin "sayısal düzenler" i tercih ettikleri varsayımına
dayanmaktadır. Bu tercih sebebiyle evrim süreci boyunca Fibonacci
geometrilerinin baskın çıkmasına yol açmıştır.
Şimdi ise Fibonacci ve
Lucas sayı dizilerinin sonsuza gitmeleri sonucu ortaya çıkan ve altın oran
denilen limit oranı 0.618033989... sayısı üzerinde duralım. Bu sayıya olan ilgi
2000 yıl öncesinden de geriye dayanır. "Atalarımız" altın oranı temel
alan sanat ve mimarinin göze olağanüstü güzel göründüğünü biliyorlardı. Bu
nedenle geometriyi altın orana göre tanımladılar; özellikle de bir düz doğru
parçasını ikiye ayıran nokta olarak. Öyle ki, küçük parçanın büyüğe oranı,
büyüğün bütüne olan oranına tam olarak eşittir. Küçük bölümü x, büyük bölümü
ise 1 ile gösterirsek aşağıdaki gibi bir ifade yazabiliriz;
x / 1 = 1 / ( 1 + x )
Buradaki
x+1 ifadesi anladığınız üzere doğru parçasının bütününün uzunluğudur. Bu
ifadeye basit bir içler dışlar çarpımı uyguladığımızda
x2 + x - 1 = 0 biçiminde ikinci dereceden
bir ifade elde ederiz. Bu ifadeden de x ' i çekersek x = (
-1) / 2
tam çözümünü elde ederiz. Daha önce de ifade ettiğim gibi x = (
-1) / 2 ifadesi
bilgisayarlarımızın vermiş olduğu hassasiyetle 0.618033989 sayısıdır.
Kısa kenarının uzun kenarına
olan oranı altın oran olan bir dikdörtgen çizerseniz çok ünlü bir sanat eseri
ortaya çıkarmış olursunuz, ve buna altın dikdörtgen adı verilir. Eski Yunan'da
buna Kutsal kesit adını vermişlerdi

Şekildeki ACGH
dikdörtgeni bir altın dikdörtgendir. Siz de eğer bir altın dikdörtgenim olsun
diyorsanız, önce bir ABCD karesi çizin. CD kenarının orta noktası F ise, CD
kenarını FG=FB olacak şekilde uzatın. ACGH dikdörtgeni bir altın
dikdörtgendir. İlk bakışta o kadar övgüye değer bir özellik göze çarpmasa
da, bir çok yönden ilginç bir yapıdır. Bunun nedeni günümüze kadar uzanan
nesiller boyunca insanların çoğunun onu bütün dikdörtgenler içinde göze en hoş
gelen dikdörtgen olarak görmesidir. Bunun sonucunda da günlük hayatımızda
karşılaştığımız binlerce dikdörtgenin büyük bir bölümünün boyutları, altın
dikdörtgeninkine yakındır. Bayraklar, kibrit kutuları, gazeteler, oyun
kağıtları, yazı kağıtları ve sayısız başka binlerce örnek bu sınıftandır.
Sanatçıların ve psikologların tam anlayamadıkları bir nedenle altın
dikdörtgenin estetik bir çekiciliği vardır. Yunan mimarisi ve çömlekçiliğinin
dışında heykel, resim sanatları, mobilya ve sanatsal tasarımlar için de
doğrudur. Parthenon tapınağının ön bölümünü eksiksiz olduğu
dönemde, bir altın dikdörtgenin içine neredeyse tıpatıp girebilirdi. Altın
orana Mısır piramitlerinin bazılarının boyutlarında da rastlanır. Leonardo
da Vinci de altın dikdörtgenlerden çok etkilenmiş, hatta bu konuda
hazırlanan kitaba yazılarıyla katılmıştır. Ayrıca aralarında Mona Lisa
tablosunun da bulunduğu bir çok eserin tuvalin içine bu oran gözetilerek
yerleştirildiği iddia edilir. Altın dikdörtgenin bir diğer özelliği de içinden
bir kare attığınız zaman geriye kalan dikdörtgenin de bir altın dikdörtgen
olmasıdır. Şekildeki ACGH dikdörtgeninden ABCD karesini atarsak geriye kalan
BHDG dikdörtgeni de bir altın dikdörtgendir. Bu işlemi istediğimiz kadar devam
ettirebiliriz, ve her seferinde bir öncekinden daha küçük altın dikdörtgenler
elde ederiz. Bunlar içeriye doğru bir sarmal oluşturarak sonuçta bir noktaya
yönelirler. Eğer giderek küçülen bu karelerin veya dikdörtgenlerin köşelerini
veya merkezlerini sırasıyla birleştirirsek altın sarmal olarak bilinen
bir sarmal elde etmiş oluruz. Bu sarmal öyle herhangi bir sarmal değildir. Özel
bir sarmaldır ve daha öncede bahsettiğim ayçiçeğindeki sarmalın aynısıdır.
Matematiksel olarak bu sarmala eşit açılı sarmal ya da logaritmik sarmal adı
verilir. Logaritmik sarmal denilmesinin nedeni, onu en basit biçimde ifade eden
cebirsel denklemlerin logaritma ifadelerinin kullanılarak yazılmasındandır.
Eşit açılı sarmal denilmesinin nedeni ise sarmalın merkezinden çizilen bir düz
doğrunun sarmalı hep aynı açıda kesmesidir. Bu şekilde çizilen başka bir doğru
da aynı şeyi yapar... Bu çok özel sarmalın, bir nedenle, doğada çok sık
tercih görmesi gerçekten ilginç bir durumdur. Deniz kabukları, salyangozlar,
doğanın boynuzları, azı dişleri, pençeleri ve daha önce de bahsettiğim
kozalaklar ve çiçekler; bunların hepsinin eşit açılı sarmalın bölümleri olduğu
anlaşılıyor. Uzayın derinliklerindeki büyük galaksilerin bile dışa doğru dönen
yıldızlardan oluşmuş, devasa boyutta eşit açılı sarmal kolları var. Ancak
Fibonacci sayılarının ve altın oranın doğa ve sanattan ayrı olarak tümüyle
matematiksel olan ilginç yönleri de var.
Şimdi de basit kesirlere
en basit örnek olan, belki de, yarım veya 1/2 yi ele alalım. Bunu daha karmaşık
yaparak aşağıdaki gibi yazabiliriz:
![]()
Şimdi ise
bu basit işlemi temel alan, ancak işi bir adım daha ileriye taşıyan bir kesir
yazalım;

Bu kesrin
değerini hesapladığımız zaman 2/3 yanıtını buluruz. Benzer biçimde bir adım
daha atarsak bu sefer kesrimizin aldığı değer 3/5 olur. Artık bildiğimiz yolla
devam ederek kesir yapılamayı bir adım daha sürdürürsek 5/8 gibi basit bir
kesri ifade etmek için karmaşık bir yol bulduğumuzu anlarız. Şimdi bu kesri,
yine bu kurallar çerçevesinde sonsuza kadar sürdürelim ve bir "sürekli
kesir" elde edelim
Sizce bu
sayı ne olabilir? Yanıt için ipuçlarından birisi hesaplamış olduğumuz ilk dört
katın yapı taşlarıdır. Onlar için 1/2, 2/3, 3/5 ve 5/8 sayılarını bulmuştuk.
Bunlar da Fibonacci kesirleri F2/F3,
F3/F4,
F4/F5,
ve F5/F6
... dır. Acaba bu bu bir rastlantı mı, yoksa
daha fazla kat eklemeyi sürdürürsek bu garip görünümlü kesrin giderek altın
oran olan 0,618033989... sayısına yaklaşacağı anlamına mı geliyor? Bu sürekli
kesir, sonsuz limitte, gerçekten altın orana mı eşit olur? Bunu anlamak için
sonsuza nasıl gidilebilir?
Sonsuz limitle ilgili bu
soruyu yanıtlamak, kesrin herhangi bir basamağındaki değerini hesaplamaktan çok
daha kolaydır. Burada bilinmeyen yerine "x" koyma yöntemi gibi basit
bir yöntem yardımımıza koşuyor. Sonsuz limitte, başlangıçtaki karşımızda
olan sonsuz sürekli kesri "x" ile gösterirsek, bunu şöyle bir
denklemle ifade edebiliriz;
X=1/(1+X)
Bu denklem
hatırlayacağınız gibi daha önce altın kesiti tanımlarken bulduğumuz denklemdir
ve çözümü x=(
-1)/2, yani
altın orandır. Öyleyse sonsuz sürekli kesirlerin en basiti (yani sadece 1
lerden oluşan) yine bizi 0,618033989... sayısına götürüyor. Bu sayıyı bulmak
için kesri sonsuza kadar sürdürmenin gerekli olması, altın oranın irrasyonel
olduğunun bir başka göstergesidir.
Fibonacci dizileri ve altın sarmal tekrarlanan büyüme modellerinin
önemli bir parçası; ancak "nasıl" ve "neden" olduğu tam bir
sır. Ve bunun yaratıcısı da 13. yüzyılda yaşamış delikanlı Fibonacci'dir.
Kayıtlara göre komşularının bu delikanlıya karşı takındıkları tavır için
saygılı sözcüğü uygun düşmüyor; ona, biraz küçümseyerek,
"Bigollone" yani "mankafa" derlermiş.
Eski çağlardan beri müziğin matematik
ile ilişkisi biliniyordu.
Ortaçağda eğitim programlarında müzik,
aritmetik, geometri ve
astronomi ile aynı grupta yer alırdı.
Günümüzde bilgisayarlar
aracılığı ile bu bağ sürüyor.
Matematiğin müzik üzerindeki etkisinin
açıkça görülebildiği
alan, müzik parçalarının yazımıdır. Bir
müzik parçasında ritim
(4:4'lük, 3:4'lük, gibi), belirli bir
ölçüye göre vuruş, birlik,
ikilik, dörtlük, sekizlik... notalar
bulunur. Bir ölçüye göre
n sayıda nota yazmak, matematikte ortak
paydayı bulmaya benzer,
çünkü belirli ritimde, değişik
uzunluktaki notalar belirli bir
ölçüye uydurulur. Besteciler,
yapıtlarını nota yazısının katı
kalıpları çerçevesinde, mükemmel bir
biçimde ve zorlanmadan
yaratırlar. Karmaşık bir beste
incelendiğinde, her ölçünün,
değişik uzunlukta notaları kullanan
belirli sayıda vuruştan
oluştuğu görülür.
Matematik ile nota yazımının arasındaki
bu ilişkinin yanı sıra
müzik, oranlar, üstel eğriler,
periyodik fonksiyonlar arasındaki
ilişki de değerlendirilir. İlk kez oranlar
ile müziği PISAGOR cular
ilişkilendirmiştir. Sesin, çekilen bir
telin uzunluğuna bağlı
olduğu fark edilerek müzikte armoni ile
tamsayılar arasındaki
ilişki bulundu. Uzunlukları tamsayı
oranlarında olan gergin
tellerin armonik sesler verdiği
görüldü. Gerçekten de çekilen
tellerin her armonik bileşimi
tamsayıların oranı biçiminde
gösterilebilir. Örneğin, C(do) notasını
çıkaran bir teli ele alalım. C'nin uzunluğunun
16/15'i B'yi (si), 6/5'i A'yı (la,
4/3'ü G'yi (sol), 3/2'si F'yi (fa), 8/5'i E'yi (mi), 16/9'u D'yi verir.
Kuyruklu pianonun biçiminin neden eğri
olduğunu düşündünüz mü?
Gerçekten bir çok müzik aletinin biçimi
ve yapımı matematiksel
kavramlara dayanır. Üstel fonksiyonlar
ve eğriler bu kavramlardandır.
Üstel bir eğrinin denklemini y=a*kx
(k>0) olarak düşünebiliriz.
Telli ve üflemeli çalgıların biçimler
bu üstel eğrinin biçimiyle
eşlenebilir.
Müzikal seslerin niteliğinin
incelenmesi 19.yy'da matematikçi
FOURIER 'in çalışmalarıyla doruğa
çıktı. O, müzik aleti ve
insandan çıkan bütün müzikal seslerin
matematiksel ifadelerle
tanımlanabileceğini, bunun da basit
periyodik sinüs fonksiyonlarıyla
olabileceğini kanıtladı. Her sesin, onu
başka müzikal seslerden
ayıran üç özelliği vardır:
perdesi
yüksekliği
dokusu
Fourier'in buluşu, sesin bu üç özelliğinin
grafikle gösterilmesini
sağlamıştı. Ses dalgası, eğrinin
frekansıyla: sesin yüksekliği,
eğrinin genliğiyle ve sesin dokusu
periyodik fonksiyonun biçimiyle
ilişkilidir.
Müziğin matematiğinin kavranmasıyla,
beste ve müzik aletleri yapımında
bilgisayarlardan yararlanmak mümkün
olmuştur.
Pİ her zaman matematikçiler ile bilim
insanlarının merak ve ilgisini uyandırmıştır. Pİ, dairenin çevresinin çapına
oranıdır; aşkın (transandant) bir sayıdır.
? = 3.141592653589793238462643383279
5028841971693993751058209749445923
0785640628620899862803482534211706
7982148086513282306647093844609550
5822317253594081284811174502841027
..................................................
Binlerce yıldır insanlar Pİ 'nin daha
çok ondalık basamağını hesaplamaya
çalışıyor. Örneğin, Arşimet bir
dairenin içine çizdiği çokgenin kenar
sayısını artırarak Pİ 'nin 3 1/7 ile 3
10/71 arasında olduğunu yaklaşık
olarak hesaplamıştı. Krallık tarihçelerinde
? 3 olarak gösterilir. Bunu
Mısırlı matematikçiler yaklaşık 3,16
olarak bulmuştu. MS.150'de Batlamyus
3,1416 olarak hesaplamıştı.
Arşimetin yaklaşık olarak kullandığı
hesap yöntemi, Pİ 'ye daha yaklaşık
bir sayı bulabilmek için
sürdürülebilirdi. Diferansiyel ve integral hesap
bulunduktan sonra bu tür hesaplama
yerine, yakınsak sonsuz seriler, çarpımlar
ve sürekli kesirlerle yaklaşılmaya
çalışıldı. Örneğin,
? = 4/(1+12/(2+32/(2+52+(2+72/(...)))))
Pİ'yi hesaplamak için kullanılan en ilginç
yollardan birini 18.yy'da Fransız
doğa bilimci Buffon kullanmıştır. Bir
düzlem araları d birim olan paralel
çizgilerle ayrılmıştır. Uzunluğu d'den
kısa olan iğne, bu çizgili düzleme
düşürülür. Eğer iğne bir çizginin
üzerine düşerse, iyi atış olarak kabul
edilir. Buffon'un şaşırtıcı buluşu, iyi
atışların kötü atışlara oranının Pİ'yi
içeren bir ifade olmasıdır. Eğer
iğnenin uzunluğu d birimse iyi atış olasılığı
2/Pİ idi. Atış sayısı artırıldıkça
sonuç Pİ 'ye daha çok yaklaşıyordu. 1901'de
İtalyan matematikçi Lazzerini 3408 atış
yaparak Pİ 'nin değerini 3,1415929
olarak hesapladı ki bu ondalık basamağa
kadar doğrudur. Pİ 'yi hesaplamak
için başka bir olasılık yöntemi 1904'te
R.Charles tarafından bulundu. Buna
göre, rastgele yazılan iki sayının göreceli
asal olmalarının olasılığı 6/Pİ dir.
Elbette çoğu kişi için Pİ nin değerini
4 ondalık basamağa kadar bilmek günlük
yaşam için yeterlidir. Bilim
insanlarını hesapları içinse şu kriter
verilebilir : Dünya ile Ay arasındaki
mesafeyi kıl payı hatayla ölçmek için
Pİ'nin 40 ondalık basamağını kullanmak yeterlidir.
İngiliz matematikçi William Shanks 20
yıl boyunca hesaplamalar yaptıktan
sonra Pİ nin değerini 707 ondalık
basamağa kadar buldu; ama, ne yazık ki 528.
basamakta 1945 yılına kadar keşfedilemeyen
bir yanlış yapmıştı.
Neden Pİ 'yi milyonlarca basamağa kadar
hesaplamaya çalışıyoruz?
Bu bilgisayarların hız ve hassasiyetini
ölçmek için kullanılabiliyor
Hesaplama yöntemler, algoritmalar, yeni
düşüncelerin, yaklaşımların ve
kavramların ortaya çıkmasını sağlıyor
Pİ 'nin şimdiye kadar bulunan ondalık
basamaklarında e 'nin 6 ondalık basamağı 8 defa geçer
2'nin 8 basamağı Pİ 'nin 52 638.
basamağından itibaren bulunur
Pİ nin ilk altı basamağı,Pİ nin ilk
onmilyon ondalık basamağında en az 6 kez yinelenir..
iNSANOGLUNUN tuhaf takintilari vardir.
Bazen bu bir kavram, bazen
bir sayi olabilir. "Pi" de
bunlardan biri.. Binlerce yildir binlerce
seckin beyni dumura ugratti desek,
yeridir. Cemberin cevre uzunluguna
orani olan bu sayiyi hepimiz, 3.14
olarak aklimiza kazimisizdir. Zira
bu sayi olmadan cember, daire alani,
trigonometri gibi disiplinleri
edinemeyiz. "Pi" sayisini
hayatimizdan, matematikten, geometriden cekip
aldiginizda, geride yalnizca kaos
kalir.
"Pi"nin onemi ortada. Peki
sorun nedir? iki hane neyimize yetmiyor? "Pi",
virgulden sonra devreden veya sonlanan
bir sayi degil. Aksine, bir sayi
oldugu bile supheli. Zira bilinen hic
bir kesrin sonucu olmadigi gibi,
virgulden sonra milyarlarca basamaga
dahi gitseniz, kesin sonuca ulasamiyorsunuz.
Burada "Pi"nin tarihcesini
verecek degilim. Arsimed'den Euler'e,
Leibniz'den kesis Wallis'e dek
"Pi" sayisinin gelisimine katkisi
olanlarin calismalarini da
yazmayacagim. Burada yalnizca, gunumuzde adeta
cilginlik boyutlarina varan
"Pi" kluplerinden soz edecegim. "Pi"nin onemini
merak edenler, Bilim Teknik'in son
sayisinda "Pi" hakkinda derlenmis sade
ve guzel arastirmayi okuyabilir.
Bugun internet ortamina da yansiyan bir
tartisma var. "Dunya Pi Gunu".
Evet yanlis duymadiniz, dunya, "Pi
Gunu"nu kutlamaya hazirlaniyor. Apollo
projesinde dahi, 9 hanesi yeterli olan
(3.1415926538..) "Pi"yi milyarinci
basamagina kadar hesaplamanin pratikte
bize hic bir faydasi yok. Ancak bugun
sayilari 10 bini asan matematikci,
arastirmaci ve ogrenci, haril haril
"Pi"nin esrarini cozmeye
calisiyor. Bu insanlar, yilda bir gunun, "Pi"ye
adanmasindan yana. Ancak bu, yilin
hangi gunu olmali sorusu tartisma konusu.
Kimileri, 3.14'den yola cikarak, 3.
ayin 14'u, yani 14 Mart'ta israrli.
Bir baska grup, Arsimed'in
"Pi" yaklasim kesri olan 22/7'yi, yani 22 Temmuz'u
oneriyor. Dunya Pi Yaklasim Gunu'nu
onerenlerin tezi su: "Pi, sonsuza uzanan
bir sayi. O halde en eski ve en basit
onerme olan 22/7'yi kullanalim.
" (Yunanlilar'da ondalik kesir
yoktu ve Arsimed, 22/7=3.14 sayisini onermisti.)
Bunun yani sira, "Pi'yi 50
Basamaga Kadar Bilenler Klubu", "Pi'yi Bin
Basamaga Kadar Ezberleyenler
Dernegi", "Pi'ye Tapanlar Fan Klupleri"nin
haddi hesabi yok. Hatta "Pi"
sairleri, tum dunyada birbiriyle haberlesiyor,
"Pi" icin yazdiklari siirleri
paylasiyor. "Pi" muzigi, "Pi" sanati, "Pi"
felsefesi,
"Pi" sosyolojisi ve
digerleri.. Bu insanlarin isi mi yok? "Pi"yi nicin bu kadar
onemsiyorlar? Bence bu ugras, hic de
bos bir sey degil. Bakiri altina cevirmek
icin yola cikan hayalperest simyacilar,
bize bir kimya bilimi hediye etti. Ve,
"Pi" icin ugrasan yuzbinlerce
beyin, "Pi"yi milyarlarca basamaga uzatirken,
matematikte yeni kavramlari kesfetti,
yeni sentezlere ulasti. "Dunya Pi Gunu"nde
(14 Mart) da hepinizi bu adrese
"MATEMATİK SANATİ.8M.COM" da görüşürüz.bu konu
hakkındaki e-maillerinizi bekliyorum...